Bazen bir ortamda konuşmak isteriz ama susmayı tercih ederiz. Bazen haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz hâlde sesimizi çıkaramayız. Kimi zaman da bir başkasına düşüncelerini kabul ettirmek için sesimizi yükseltiriz. Günlük hayatta karşılaştığımız bu davranışlar, aslında toplumun görünmez kuralları ve güç ilişkileri hakkında önemli ipuçları taşır. Peki, bastır ne anlama gelir ve bu kelime sosyolojik açıdan nasıl değerlendirilmelidir?
Bastırmak, genel anlamıyla bir şeyi engellemek, geri plana itmek, kontrol altına almak veya etkisini azaltmak anlamına gelir. Ancak kelimenin anlamı kullanıldığı bağlama göre değişir. Bir kişinin duygularını bastırması bireysel bir süreçken bir grubun sesinin bastırılması toplumsal ve siyasal bir mesele olabilir. Bu nedenle bastırma kavramını anlamak için yalnızca bireye değil, bireyin içinde yaşadığı topluma da bakmak gerekir.
Sözlük anlamıyla bastırmak; bir şeyi baskı altına almak, önlemek, susturmak veya denetlemek gibi anlamlar taşır. Günlük konuşmalarda ise farklı durumları ifade etmek için kullanılır.
– Duyguları bastırmak: Üzüntü, öfke veya korkuyu başkalarına göstermemek.
– Birini bastırmak: Bir kişinin düşüncelerini açıklamasını engellemek ya da onun üzerinde üstünlük kurmaya çalışmak.
– Toplumsal baskı: Bireylerin toplumun beklentilerine uymaları için doğrudan veya dolaylı biçimde zorlanması.
– Bir düşünceyi bastırmak: Farklı fikirlerin ifade edilmesini engellemek veya görünmez hâle getirmek.
Sosyolojik açıdan önemli olan, bastırmanın yalnızca açık bir zor kullanma biçiminde ortaya çıkmamasıdır. Bazen bir tehdit, bazen alay edilme korkusu, bazen de dışlanma ihtimali insanları sessiz kalmaya yöneltebilir.
Toplumsal normlar, bir toplumda hangi davranışların uygun veya uygunsuz kabul edildiğini belirleyen yazılı ve yazısız kurallardır. Selamlaşma biçimlerinden aile ilişkilerine, giyim tercihlerinden meslek seçimlerine kadar pek çok davranış bu kurallardan etkilenir.
Normlar, toplumsal yaşamın düzenli ilerlemesine yardımcı olabilir. Ancak bazı normlar bireylerin özgürlüğünü sınırladığında bastırıcı bir niteliğe bürünebilir.
Örneğin, ailesinde büyüklerle tartışmanın saygısızlık olarak görüldüğü bir ortamda yetişen genç, kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğünde bile itiraz etmekten çekinebilir. Burada baskının kaynağı yalnızca aile üyelerinin davranışları değildir. Saygı, itaat ve aile içindeki otorite hakkındaki kültürel kabuller de süreci etkiler.
Benzer bir durum iş yerlerinde de görülür. Çalışanlar, yöneticilerinin kararlarını eleştirdiklerinde işlerini kaybetmekten veya dışlanmaktan korkabilir. Böylece sorunlar açıkça konuşulmak yerine gizli kalır.
Bu örnekler, açısından önemli bir soruyu gündeme getirir: Herkesin düşüncesini ifade etme hakkı gerçekten eşit biçimde korunuyor mu?
Cinsiyet rolleri, kadınlardan ve erkeklerden toplum tarafından beklenen davranış kalıplarını ifade eder. Bu beklentiler aile, eğitim, medya ve sosyal çevre aracılığıyla öğrenilir.
Bazı kültürel ortamlarda erkek çocuklarına ağlamamaları, korkularını belli etmemeleri ve sürekli güçlü görünmeleri öğretilir. Bu mesajlar, duygularını ifade etmeyi zayıflık olarak görmelerine neden olabilir.
Oysa duyguları ifade etmek ile duyguların kontrolünü kaybetmek aynı şey değildir. Bir insanın korkusunu veya üzüntüsünü paylaşabilmesi, sosyal ilişkilerinde daha sağlıklı bir iletişim kurmasına yardımcı olabilir.
Kadınlar da bazı toplumsal ortamlarda sessiz, uyumlu ve fedakâr olmaları yönündeki beklentilerle karşılaşabilir. Kendi isteklerini dile getiren kadınların sert veya bencil olarak nitelendirilmesi, davranışları üzerinde dolaylı bir baskı oluşturabilir.
Bu örnekler bütün kadınların veya erkeklerin aynı deneyimleri yaşadığı anlamına gelmez. Sınıf, yaş, eğitim, kültür ve aile yapısı gibi faktörler deneyimleri farklılaştırır. Bununla birlikte, cinsiyet rolleri bireylerin hangi davranışları rahatlıkla sergileyebileceğini etkileyen önemli toplumsal mekanizmalardır.
Bastırma kavramı, yalnızca aile veya arkadaş çevresiyle sınırlı değildir. Eğitim kurumları, iş yerleri, medya ve siyasal yapılar da hangi düşüncelerin görünür olacağını etkileyebilir.
Sosyolog Pierre Bourdieu, toplumsal yaşamda ekonomik sermayenin yanında kültürel ve sosyal sermayenin de önemli olduğunu vurgular. Eğitim, dil kullanımı, çevre ve toplumsal itibar gibi kaynaklar, bazı kişilerin görüşlerini daha etkili biçimde duyurmasını sağlayabilir.
Örneğin, bir toplantıda yalnızca yöneticilerin söz alması, diğer çalışanların önerilerinin sürekli görmezden gelinmesi, kurumsal güç ilişkilerinin bir göstergesi olabilir. Benzer şekilde, ekonomik kaynakları sınırlı olan grupların sorunları medyada yeterince yer bulmadığında bu grupların deneyimleri kamusal tartışmaların dışında kalabilir.
Bu noktada
kavramı öne çıkar. Çünkü herkesin konuşma hakkına sahip olması, herkesin aynı ölçüde dinlendiği anlamına gelmez.
Michel Foucault, iktidarın yalnızca yasaklar ve cezalar yoluyla işlemediğini; gözetim, disiplin ve toplumsal normlar aracılığıyla da bireylerin davranışlarını şekillendirdiğini savunur.
Bu yaklaşım, insanların bazen kendilerini kimse doğrudan uyarmadan da sınırladıklarını anlamamıza yardımcı olur. Örneğin, sosyal medyada alay edilmekten çekinen bir kişi düşüncesini paylaşmaktan vazgeçebilir. Böylece dışarıdan açık bir yasak bulunmasa bile toplumsal denetim etkisini gösterir.
Sosyolojik araştırmalar, bireylerin düşüncelerini açıklama kararlarının sosyal çevreden bağımsız olmadığını ortaya koyan önemli yaklaşımlar sunar.
Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann’ın 1974 yılında geliştirdiği sessizlik sarmalı kuramına göre insanlar, görüşlerinin toplumda azınlıkta kaldığını düşündüklerinde dışlanma korkusuyla bu görüşleri açıklamaktan kaçınabilir. Böylece baskın olduğu düşünülen görüş daha görünür hâle gelirken farklı görüşler giderek daha az duyulabilir.
Erving Goffman’ın 1959 tarihli Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu adlı eseri de bireylerin sosyal ortamlarda başkalarının izlenimlerini yönetmeye çalıştığını açıklar. İnsanlar kabul görmek amacıyla bazı özelliklerini öne çıkarırken bazı düşünce ve davranışlarını geri planda tutabilir.
Bu çalışmalar, her sessizliğin zorla bastırılma anlamına gelmediğini de hatırlatır. İnsanlar bazen çatışmayı önlemek, mahremiyetlerini korumak veya bilinçli bir tercih yapmak için susabilir. Sosyolojik analizde belirleyici olan, sessizliğin hangi koşullarda ortaya çıktığı ve bireyin gerçekten seçim yapma özgürlüğüne sahip olup olmadığıdır.
Bastırma, kısa vadede çatışmaları azaltıyor gibi görünebilir. Ancak insanların düşüncelerini sürekli gizlemek zorunda kaldığı ortamlarda güven, katılım ve karşılıklı anlayış zayıflayabilir.
– İletişim sorunları: Problemler açıkça konuşulmadığı için çözümsüz kalabilir.
– Toplumsal dışlanma: Farklı düşünen kişiler gruplardan uzaklaştırılabilir.
– Katılımın azalması: İnsanlar karar alma süreçlerine katılmaktan kaçınabilir.
– Güç dengesizliklerinin sürmesi: Eleştiri ve geri bildirim engellendiğinde mevcut düzen sorgulanmadan devam edebilir.
Buna karşılık, insanların farklı görüşlerini güvenle ifade edebildiği ortamlar daha kapsayıcı ilişkilerin gelişmesini destekleyebilir. Okullarda öğrencilerin fikirlerini açıklayabilmesi, iş yerlerinde çalışanların eleştiri sunabilmesi ve ailelerde farklı düşüncelerin saygıyla dinlenmesi bu açıdan önemlidir.
Bastır ne anlama gelir? sorusunun yanıtı, kullanıldığı bağlama göre değişse de sosyolojik açıdan bastırmak; bireylerin, grupların veya düşüncelerin baskı altında tutulması ve ifade alanlarının sınırlandırılmasıyla ilişkilidir.
Toplumsal normlar, cinsiyet rolleri, kültürel alışkanlıklar ve güç ilişkileri bu sürecin biçimini belirleyebilir. Ancak her kural baskı, her sessizlik de zorunlu suskunluk değildir. Önemli olan, bireylerin kendi kararlarını özgürce verebilmesi ve farklı görüşlerin dışlanmadan ifade edilebilmesidir.
Toplumsal yaşamı daha iyi anlamak için kendimize şu soruları sorabiliriz: Hangi durumlarda gerçekten düşündüğümüzü söylüyor, hangi durumlarda kabul görmek için susuyoruz? Başkalarının konuşma hakkını korurken kendi alışkanlıklarımızın oluşturduğu görünmez sınırları fark edebiliyor muyuz?
Siz hiç düşüncelerinizi toplumsal baskı nedeniyle ifade etmekten kaçındınız mı? Ailede, okulda, iş yerinde veya arkadaş çevrenizde bastırma olarak değerlendirdiğiniz bir olay yaşadınız mı? Deneyimlerinizin toplumsal ilişkilerinizi nasıl etkilediğini yorumlarda paylaşabilirsiniz.
1. Noelle-Neumann, E. (1974). The Spiral of Silence: A Theory of Public Opinion. Journal of Communication, 24(2), 43–51.
2. Goffman, E. (1959). The Presentation of Self in Everyday Life. Anchor Books.
3. Bourdieu, P. (1986). The Forms of Capital. İçinde J. G. Richardson (Ed.), Handbook of Theory and Research for the Sociology of Education. Greenwood.
4. Foucault, M. (1977). Discipline and Punish: The Birth of the Prison. Pantheon Books.
Cinefilm sayfası olarak Bastır ne anlama gelir konusunda daha fazla içeriği yakında paylaşacağız.