id=”rbr8w3″
İlk Kıblemiz Nerededir? Bir Genç Yetişkinin Komik ve Düşünceli Yolculuğu
Hepimizin bildiği bir şey var: hayat bazen o kadar tuhaf bir hal alır ki, tam olarak hangi noktada ne yapmamız gerektiğini bilemeyiz. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, gündelik hayatın içinde türlü türlü komik sahnelerle karşılaşıyorum. Ama bir şey var ki, insan bazen en basit sorularla bile derin derin düşünmeye başlıyor. “İlk kıblemiz nerededir?” sorusu da bu sorulardan biri. Hani, her zaman kafamızda bir “derinlik” bulmaya çalışırken, bir yandan da espri yapma gereksinimi duyuyoruz ya, işte o kafalar karışmış bir şekilde size de anlatmak istiyorum. İlk kıblemiz nerededir? Ciddi ciddi… ya da belki de ciddi olmaya çalışarak.
Bir Camiye Girdiğimde İlk Kıblemiz Nerededir?
Bir gün, bir arkadaşım bana sormuştu, “İlk kıblemiz nerededir?” Ben, tabii ki eğlenceli bir şekilde şu cevabı verdim: “Camiye girdiğimizde, hemen şuradaki saatin altındaki duvarda, o duvarın biraz ilerisinde, elma şekerini alan çocukların tam yanında.” Arkadaşım şaşkın bir şekilde bakıp “Yani, Mescid-i Aksa diyorum, Allah aşkına!” dedi. Şaşkınlıkla başını iki yana sallarken, aslında bir yandan da kafamda başka bir şey çalkalanıyordu. O kadar komikti ki, birinin gerçekten caminin içinde ‘ilk kıblemiz’ olarak ne kadar karmaşık düşünceye sahip olabileceğini hayal etmek… Dedim ki kendi kendime: “Evet, bu soruya gerçekten eğlenceli bir şekilde yaklaşmalı, ama aynı zamanda ciddiyetle de düşünmeliyim.”
İlk kıblemiz, tabii ki Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dır. İlk olarak 16 ay boyunca kıble olarak kabul edilen bu cami, Müslümanlar için oldukça kutsal bir yer. Kısacası, insanın kendi geçmişine, tarihi mirasına bakması ve ne kadar kıymetli bir yere sahip olduğunu anlaması gerektiği bir durak, tam da bu. Ama işte ben her şeyi biraz fazla düşünüp, hatta bazen gereksiz detaylara giren biri olarak, bu soruya cevap verirken tam olarak nereye gitmem gerektiğini bir süre bilemedim. Yani, “ilk kıblemiz nerededir?” sorusu bana her zaman farklı bir anlam ifade etti. Bu da, derin düşüncelerle birlikte, komik olabilecek bir şey yaratmaya zorluyor!
İlk Kıblemiz: Kudüs’ten Camilerdeki “Efsane” Anlara
İlk kıblemiz, Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa’yı kapsıyor. Ama bir de diğer bir mesele var: Bizim ülkemizdeki camilerde, her zaman en doğru kıbleyi bulmaya çalışırken yaşadığımız o “kıblemizi bulamama” krizi! Yani, camiye gittiğimizde, kiminin arkasında koca bir mihrap, kimisinin içinde en güzel “kıble” işaretleri. Bazen camide, yalnızca doğru yöne bakmak için neredeyse her tarafta odaklanmamız gereken bir ortam var! Kıbleye bakarken, sağımıza solumuza, hatta karnımıza, her yere göz atıyoruz. Neyse ki artık cep telefonlarında “Kıble bulucu” diye bir şey var. Zaman zaman o uygulamaya bile güveniyoruz. Hatta geçenlerde bir camiye gittiğimde, cep telefonumun ekranını kıbleye yöneltip, doğruluğuna bakmayı unutmuş olmanın o utancını yaşadım. “Yoksa telefonun işareti mi yanlıştı?” diye düşünmeden edemedim.
Kıble Sorunu: Yalnızca Camide Değil, Hatta Evde de!
Bazen kıble meselesi, camiyle sınırlı kalmıyor, evde de karşımıza çıkabiliyor. Şu an evim İzmir’de, 2+1 bir dairede ve açıkçası hâlâ bazen, yönün doğruluğuna emin olmadan, bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Mesela bir akşam namazı vakti, sadece bilgisayarımla uğraşırken, bir yandan “acaba kıblem doğru mu?” diye düşünmeme rağmen, bir türlü sağlıklı bir çözüm bulamıyorum. “Belki de saatin yönüyle ilgili bir şeydir” diye kendi kendime söyleniyorum. Sonra birden aklıma, her yere “kıble” tabelaları koyma fikri geliyor. Hani, yeni bir startup kurmak gibi düşünün: “Kıble İşaretleri”. Kocaman, göz alıcı ve her evin duvarına uygun! Tabii, kimse böyle bir şey yapmaz diye düşünüp, gülüyorum kendi kendime.
İlk Kıblemiz ve Global Perspektif
Bir de şu global perspektifi ele alalım, başka kültürlerde bu konu nasıl ele alınmış? Şöyle ki: Mescid-i Aksa’nın, ilk kıblemiz olduğu gerçeği, dünya çapında hem dini hem de tarihsel olarak büyük bir öneme sahiptir. Kudüs’ün, üç büyük dinin kesişim noktası olması da bu kıble meselesini sadece bir yerel mesele olmaktan çıkarıp, evrensel bir tartışma haline getiriyor. Pek çok ülke, Kudüs’ün siyasi durumunu çözmeye çalışırken, aynı zamanda dini boyutunu da göz önünde bulundurmak zorunda kalıyor. Mesela, bu konuda bir İsrailliyle sohbet ettiğimizde, her şeyin çok daha karmaşıklaştığını fark ediyorsunuz. Kıble, sadece bir yer değil; bir kültürün, bir toplumun derinliğini de yansıtan bir olgu.
Bir gün Avrupa’da, bir arkadaşım bana, “İslam’daki ilk kıble konusunda ne düşünüyorsun?” diye sormuştu. Ben de, “Yani, her şeyin bir yerle başlayıp başka bir yere evrilmesi gibi… Kıble de biraz böyle değil mi?” dedim. Yine, o an gerçekten komik bir duruma düşmüşüm gibi hissettim. Ama aslında, ilk kıblemiz nerededir sorusu, hem içsel hem de toplumsal bir anlam taşıyor. Kültürler arası bakış açıları, bizlerin bu soruya verdiği yanıtları da şekillendiriyor. Hangi kıbleyi soruyorsak, aslında o kıbleye bağlı değerler de birer simge haline geliyor.
Sonuçta, İlk Kıblemiz Nerede?
Sonuç olarak, “İlk kıblemiz nerededir?” sorusu, elbette ki tarihi ve dini bir boyut taşır. Ancak, bizim için bazen mizahi, bazen derin bir anlam kazanabilir. Kıble, her ne kadar Kudüs’teki Mescid-i Aksa olsa da, hayatın içinde, her zaman doğruluğu ve yönü bulma çabası, tam olarak oradadır. Bazen bir caminin içinde, bazen de evimizde, hayatta bazen ciddiyetle bazen eğlenceli bir şekilde, o kıbleyi ararız. Şunu unutmayalım, önemli olan kıblenin nerede olduğu değil, ona ulaşmaya çabamızda ve yolculuğumuzda gösterdiğimiz samimiyet. Ya da belki de bu yolculuk, işin içine biraz daha mizah katarak daha eğlenceli hale gelir.